Haber Detayı
05 Mayıs 2017 - Cuma 15:04 Bu haber 364 kez okundu
 
ÜLKER İLE AYDIN
Ziya GÖKALP Şiirleri
Öyküler Haberi


Üvey ana dedi : “Artık çekemem

Bu afacan çocukların derdini; 

Ya bunları evden çıkar, ya beni.”

Baba dedi : “Sen üzülme; bu elzem 

İş olacak; fakat uzun etekli

Bir entâri şimdi bana dikmeli!” 

Ülker kızın adı, Aydın oğlanın.

Babaları dedi : “Haydi uyanın; 

Gideceğiz bu gün kuşlar iline!”

Eteğini sarmış idi beline; 

Çocuklara biraz çorba yedirdi;

Ellerinden tuttu dağa yetirdi. 

Bütün gündüz dolaştılar ormanda;

Akşam çattı; gözler kaldı dumanda. 

Baba dedi: “Yavrularım acıktık!”

Yaydı yere bir küçücük dağarcık. 

Ülker baktı pek tuzludur pastırma;

Yiyemedi, dedi : “Artık, beybaba, 

Gece oldu, evimize gidelim!”

Baba dedi : “Vakit geçti güzelim, 

Yol boyunca şimdi azgın kurtlar var.

Bizi yutar bir kurt, ya bir canavar. 

Bu köşede uyur isek sessizce

Selâmetle geçebilir bu gece.” 

İki kardeş titrediler korkudan...

Aydın dedi : “Sabahleyin uykudan 

Bizi kuşlar uyandırır, kalkarız.

Her tarafı dolaşır, bakarız: 

Babamız yok! Bizi atmış savuşmuş;

Evindeki yavrusuna kavuşmuş. 

Zeyneb! Onun annesi var, sevilir.

Biz öksüzüz, bizim için kim bilir. 

Babacığım ne düşünmüş, yapacak?

O gidecek, bizi kurtlar kapacak.” 

Ülker dedi : “Geçen gece ruyâmda

Annem geldi, dedi : Kızım ağlama; 

Kolundaki mercan,  perî kızıdır,

Birgün sizi her kaygıdan kurtarır.” 

Baba dedi : “Hiç ben sizi bu dağda

Bırakır da döner miyim cellâda? 

Babanızım sizin, bunu bir duyun.

İsterseniz eteğimde uyuyun.” 

Eteğini serdi, yere uzandı,

Yavrucaklar bu hîleye inandı. 

Yorgundular, hemen uyku meleği

Gözlerine gerdi sırlı perdeyi. 

Taş yürekli herif baktı : Çocuklar

Kuzu gibi mışıl-mışıl uyuklar, 

Cebindeki makascığı aradı,

Eteğini kesti, yerden fırladı; 

La’net edip o insafsız karıya

Yavruları ısmarladı Tanrı’ya. 

Hırsız gibi korka korka sivişti,

Gün doğmadan yuvasına irişti. 

Karısı da meğer çıkmış o gece,

Pınarlara büyü yapmış gizlice, 

Erkeğinden evvel eve gelmişti,

“Kocacığım, al Zeyneb’i, öp!” dedi. 

Zeyneb neydi? Kara yüzlü bir sıska,

Kel başında on tel kirli lapiska 

Biz gelelim Aydın ile Ülker’e!

Şafak altın ışığını göklere 

Saçar iken, kuşlar ezân okurken

Uyanarak Aydın kalktı yerinden; 

Korktuğuna uğramıştı, anladı.

“Baba!” diye hüngür-hüngür ağladı... 

Ülker’i de uyandırdı bu çığlık,

Dedi şimdi bana düşen ablalık; 

Ne yapmamız lâzım, bunu düşünmek,

Kardeşime metânetli görünmek. 

Kardeşine dedi : “Aydın, ağlama!

Sabretmeği ben söz verdim anama. 

Biliyorduk bir gün bu iş olacak,

Kaderimiz neyse olsun çabucak. 

Biz öz Türk’üz, bak sen Aydın, ben Ülker,

Türk Tanrısı öz ilini esirger. 

Zeyneb gibi annen değil Tad senin,

Hiç soyuna karışmamış yad senin. 

Unutmadım, annem derdi : Bak, kızım,

Baban Kayı-il’den, ben de Kırgız’ım.” 

Aydın sustu, düşünmeğe başladı.

Gözlerinde ümid nûru parladı, 

Dedi : “Abla niçin bizim babamız

Evlâdına olsun böyle vefâsız?” 

Ülker dedi : “Büyü yapmış o karı,

Çıkamaz ki sözlerinden dışarı! 

Tılsımı var yüreğinde, dilinde,

Bir kör âlet olmuş onun elinde...” 

Aydın dedi : “Susuz kaldım ben, abla,

Yüreğimi yaktı tuzlu pastırma. 

Dolaşalım, arayalım bir pınar,

Duyuyorum bir su sesi şarıldar.” 

Beş on  adım yürüyünce  baktılar,

Bir kayadan gümüş gibi su akar; 

Aydın, suyu görür görmez seğirtti;

Bir kuş dile geldi : Ülker işitti :

 

“Bu pınar soğuk  pınar,

İçinde balık donar...

Kim içerse suyundan

Olur vahşî bir kaplan!..”

 

Ülker hemen koştu, tuttu kolundan;

Kardeşini geri çekti  yolundan; 

Dedi : “Aman, Aydın! İçme bu suyu;

Düşman yine bize kurmuş pusuyu: 

Kaplan olur, beni yersin içince;

Bir kuş haber verdi kendi dilince.” 

Aydın dedi : “Peki, bundan geçelim;

Bir başka su bulup, onu içelim.” 

Yürüdüler, yürüdüler pek uzak

Bir köşede rastladılar bir kaynak;

 Aydın suyu görür görmez seğirtti;

Bir kuş dile geldi; Ülker işitti :

 

“Bu pınar soğuk pınar;

İçinde balık donar...

Kim içerse suyundan

Olur korkunç bir yılan!...”

 

Ülker hemen koştu, tuttu kolundan;

Kardeşini geri çekti yolundan, 

Dedi : “Aman Aydın, içme bu suyu;

Düşman yine bize kurmuş pusuyu; 

Yılan olur, sonra beni sokarsın;

Bak ne diyor, sen kuş dili anlarsın.” 

Aydın dedi : “Peki bundan geçelim;

Bir başka su bulup onu içelim.” 

Birçok daha yürüdüler, gittiler;

Bir çeşmenin kenarına yettiler :

Aydın, suyu görür görmez seğirtti,

Bir kuş dile geldi; Ülker işitti :

 

“Bu pınar soğuk pınar;

İçinde balık donar...

Kim içerse suyundan

Olur güzel bir ceylân!...”

 

Ülker koştu, heyhât vakit dolmuştu..

Aydın sudan içmiş, ceylân olmuştu. 

Acı bir hâl : Ülker me’yûs bakıyor,

Ceylâncığın gözyaşları akıyor. 

Gök bu işe kederlenmiş, ağlardı :

Hazin yağmur, damla damla yağardı. 

Bir ses dedi : “Felâketler süreksiz

Olduğunu bilen, olmaz yüreksiz.” 

Kızın yine ablalığı uyandı,

Ye’se boyun eğdiğinden utandı. 

Dedi : “Kardeş, bir çile var, dolacak,

Alnımıza her yazılan olacak. 

Varsın olsun ceylân postu donumuz,

Müjdemiz var: kurtuluştur sonumuz! 

Haydi şimdi kendimize bir koğuk

Arayalım, geceleri pek soğuk. 

Tanrı bizi kurtaracak, bu belli,

Korkmayalım her ne etse tecelli.” 

Aradılar gün inerken mağribe

Önlerine çıktı bir boş kulübe. 

Sığınacak bu bir emin köşeydi;

Kız burayı otlar ile döşedi. 

Yüreğiyle duâ etti Tanrı’ya :

“İzimizi sezdirme o karıya!” 

Kendi için fındık, ceviz getirdi,

Ceylânına tâze yonca yedirdi. 

Annesinden kalma, iki al mercan

Bileziği vardı; hemen kolundan 

Birisini çıkararak gerdanlık

Yaptı ona. Kolay değil ablalık, 

Taktı güzel ceylâncığın boynuna.

Uyudular sonra koyun koyuna... 

Günler, aylar, yıllar geçti akarak!

İki kardeş ağaçlara bakarak 

Büyüdüler, alıştılar ormana;

Hiç gözleri rast gelmedi insana... 

İşittiler birdenbire bir sabah

Bir gürültü : Meğer o gün Pâdişâh 

Ava çıkmış; ilân etti borular.

Atlılarla kuşanmıştı korular. 

Avcı, silâh, boru, köpek, at sesi

Uyandırdı ceylândaki hevesi; 

Dedi : “Abla! Aç kapıyı gideyim;

Tehlikede cinsim, yardım edeyim. 

Damarımda ceylânlık var; duramam

İnsanlıktan çıktım; bağdaş kuramam. 

Boru sesi ceylânları coşturur;

At önünde, it önünde koşturur.” 

Ülker dedi : “Bırakamam kardeşim;

Hem ay'ımsın benim; hem de güneşim. 

Gecem senin sözlerinle bezenir;

Gündüzlerim gözlerinle şenlenir. 

Senin dışın ceylân, için insandır;

Avcı seni tanıyamaz, av sanır. 

Dokunursa sana kazâ kurşunu

Nasıl olur hâlim; düşün bir şunu?” 

Ceylân dedi : “Aç kapıyı, gideyim,

Avcıları darmadağın edeyim; 

Her takımı bir cihete doğrulsun;

Soydaşlarım felâketten kurtulsun. 

Açmaz isen bana ölüm muhakkak;

Çünki yasam diyor : Kaçan, bir alçak! 

Ben korkakça yaşayamam; kederden

Öleceğim; olacaksın sebep sen!” 

Ülker baktı iş pek fenâ oluyor;

Gitmez ise kendisini yoluyor. 

Öptü önce boynundaki mercanı;

Salıverdi kulübeden ceylânı. 

Genç pâdişâh birdenbire görünce

Bir hoş ceylân koşmaktadır önünce; 

Bir ceylân ki rast gelinmez eşine;

Sürdü yağız atı, düştü peşine. 

Kayalardan tırmanarak, yarlardan

Atladılar; tepelerde karlardan, 

Derelerde ırmaklardan geçtiler;

Sazlıklarda gizli yollar seçtiler... 

Akşam oldu, bütün alay bozuldu;

Ceylân kendi kapısına doğruldu,

 

Ayağıyle vurdu :

“Kim o?”

“Aç benim!”

 

“Vay sen misin ormanlarda gezenim!”

 

Açılınca kapı, girdi içeri,

Dedi : “Abla bu gün gördüm bir perî 

Şehzâdesi; tepesinde altın tac;

Gelmiş, ister dağ halkından canlı bac. 

Böyle güzel bir kahraman bulunmaz;

Kabil değil dille tarif olunmaz!...” 

Uyudular, yine sabah erkence

Kalktı, yaptı ablasına işkence; 

“Aç kapıyı!” dedi, yine açtırdı;

Avcıları taraf-taraf saçtırdı. 

Kayalardan tırmanarak, yarlardan

Atladılar; tepelerde karlardan, 

Derelerde ırmaklardan geçtiler,

Sazlıklarda gizli yollar seçtiler... 

Akşama dek avcıları oynattı,

Düzenlerle cümlesini aldattı. 

Bu sırada döndü, etti bir nigâh,

Kendisine yaklaşmıştı, Pâdişâh; 

Tutulmayım diye yardan atladı,

Önündeki sağ ayağı kanadı. 

Düşe kalka geldi çattı evine,

Kapısını vurdu tak tak tak yine :

 

“Kim o?”

“Güzelim ablacığım, aç benim!”

 “Vay sen misin ormanlarda gezenim?”

 

Açılınca kapı, girdi içeri.

Arkasında varmış meğer bir çeri; 

Mâcerâyı görür, gider Divân’a.

Bu esrârlı işi söyler Sultân’a. 

Hemen tellâl çağırtarak pâdişâh

Der ki:“Yarın atılmasın bir silâh. 

Ceylân tekin değil, kimse değmesin,

Mızrağını ona doğru eğmesin!” 

Ülker baktı : Kardeşinin bir eli

Koşar iken taşa değmiş, bereli; 

Ot sürerek ilâç yaptı o gece.

Sabah oldu, ceylân kalktı erkence, 

“Aç kapıyı,  dedi, bak tan ağardı.”

Ülker yine, “Gitme!” diye yalvardı. 

Dedi : “Bana, boru meydan okuyor;

Ben gitmezsem diyecekler korkuyor. 

Anam Alageyik, babam Bozkurt’ken

Ben Türkoğlu kaçar mıyım ölümden? 

Aç kapıyı atılayım meydana,

Türklüğümü göstereyim Kağan’a.” 

Kız anladı mümkün değil açmamak,

Kardeşince nâmûs olmuş kaçmamak. 

Gözlerinden elmas gibi yaş aktı.

Ceylâncığı dışarıya bıraktı. 

Güzel ceylân yine çıktı ormana,

Serpiştirdi her bölüğü bir yana. 

Kayalardan tırmanarak, yarlardan

Atladılar, tepelerde karlardan, 

Derelerde ırmaklardan geçtiler,

Sazlıklarda gizli yollar seçtiler...

Akşam oldu, o gitmeden yapıya,

Hakan geldi vurdu tahta kapıya :

 

“Kim o?”

                       “Güzel ablacığım, aç, benim!”

“Vay sen misin ormanlarda gezenim!”

 

Ülker açar açmaz gördü önünde,

Altın taçlı, güzel, genç bir şehzâde.

İki bakış birbirine doğruldu.

İki gönül birbirine vuruldu. 

Kağan selâm verdi, dedi : “Ey perî!

Olur musun Türk tahtının zîveri?” 

Ülker dedi : “Baş üstüne Hakan’ım.

Bir şartım var : Birlik olsun ceylânım.” 

Hakan dedi : “Ey güzellik perîsi,

O da olsun ömrümüzün enîsi.” 

Bu sırada ceylân geldi yuvaya;

Râzı oldu gitmek için saraya. 

Sabah oldu, atlarına bindiler,

Yüce dağdan şehre doğru indiler. 

Düğün sürdü tamam kırk gün, kırk gece,

Herkes için bir umûmî eğlence. 

Ceylân saray bahçesinde koşardı,

Çiçeklerin arasında yaşardı. 

Ülker mesûd oldu böyle birkaç ay...

Fakat bir gün toplanarak kurultay, 

Düşmanlara açtı yeni bir kavga,

Hakan ordu ile gitti uzağa. 

Ülker ağır gebe idi... Bir sabah

Pencereden bakar iken, bir siyah 

Yüzlü kadın gördü, testi elinde

Su alırdı, bu lakırdı dilinde :

  

“Güzelim dedim size,

Gelmedi işinize.

İşte bakın, parlıyor

Gölgem vurmuş denize.

 

Ağzımızda yok sakız,

Soyca böyle hep akız.

Su testisi taşır mı

Benim gibi güzel kız?”

  

Mırlanarak bu uygunsuz şarkıyı

Sakızını attı, kırdı testiyi. 

Ülker dedi : “Ziyân ettin babana;

Âit değil göle vuran yüz sana, 

O benimdir, aramadın, yanıldın.

Hiç kendini tanımaz mı bir kadın?” 

Dedi : “Varsın senin olsun öteki,

Güzel olmak pek zor bir şey değil ki... 

Bir lahza ver elbiseni giyeyim,

Senden güzel olduğumu diyeyim! 

Sen de benim üstümü giy bir sâat,

Anlayasın bende midir kabâhat. 

İster isen bu sözümü denemek

Bir ip salla, sarılayım, beni çek.” 

Sarktı bir ip, tuttu ipi bu karı,

Ülker hemen onu çekti yukarı. 

Bilmezdi bu kendine bir oyundu,

Bir şakacık olsun diye soyundu; 

Birbirinin urbasını giydiler.

O istedi : “Mercanı da çıkar, ver!” 

Ülker onu esirgedi vermedi.

Kadın dedi : “Pencereden bak şimdi!” 

Ülker geldi pencereden bakmağa,

Tuttu hemen attı onu ırmağa; 

Dedi : “Anla, ben büyücü kızıyım,

Adım Zeyneb, yüreklerde sızıyım!”

Düşer iken işitince bu adı

Ülker üvey kardeşini tanıdı 

Göl yutarken onu, kuşlar ağladı;

O zavallı, Tanrı’ya bel bağladı, 

Dedi : ”Düşman bırakmamış peşimi;

Ben mazlûmum, Tanrı görür işimi!”  

Akşam ceylân, ablasını görmeğe

Geldi : O yok, yerinde bir zenciye 

Oturuyor... Derhâl işi anladı :

Gitti gölün kenarında ağladı :

 

“Bacı, bacı, can bacı!

Kolunda mercan bacı!

Bensiz gittin nereye?

Düştün hangi dereye?” 

 

Göl içinde derin bir ses inledi,

Ceylân sustu, dikkat ile dinledi : 

 

“Kardeş, kardeş, can kardeş!

Boynunda mercan kardeş!

Ben düşmedim, attılar,

Ömrüme sem kattılar.” 

 

Bu sırada gürlüyordu davullar :

Muhârebe bitmiş, gazî Hükümdâr 

Alkışlarla geliyordu saraya.

Hoplayarak ceylân koştu alaya. 

Yaklaştıkça bakıyordu pâdişâh,

Pencerede Ülker yoktu, bir siyâh, 

Çingenemsi kız oturmuş bakardı;

Merak odu yüreğini yakardı. 

Karşıladı Hünkârını kara kız,

Dedi : “Sana bütün millet müştâkız. 

Bak, hasretin beni soktu ne hâle?

Göz yaşlarım ziyan verdi cemâle!...” 

Hünkâr dedi : “Çekil, sıkma canımı;

Nerededir, çağır Ülker Hanım’ı.” 

Zeyneb dedi : “Âh, unutmuş, tanımaz,

Ağlamaktan çirkinleştim ya biraz. 

Erkek kısmı vefâsızdır derlerdi,

İnanmazdım, şimdi gönlüm hak verdi.” 

Hünkâr dedi : “Câriyeler toplansın,

Ülker Hanım nerededir aransın!” 

Aradılar, meydanda yok eseri,

O yok, amma yerinde bu serserî... 

Ağlayarak Hünkâr çıktı bahçeye,

Ülker’inin ceylânını görmeğe. 

Baktı, ceylân göle doğru gidiyor,

Kulak verdi, böyle feryâd ediyor : 

 

“Bacı, bacı, can bacı!

Kolunda mercan bacı!

Ben yaslıyım burada,

Sen nasılsın orada?” 

 

Gölden geldi bir incecik uğultu,

Derinlerden bir gizli ses duyuldu :  

“Kardeş, kardeş, can kardeş!

Boynunda mercan kardeş!

Ülker’inin durağı

Bir balığın kursağı.”

        Ceylân - “Bacı, bacı, can bacı!

Kolunda mercan bacı!

 

Gönlüme merak doldu :

Gebeliğin ne oldu?”

 

       Ülker-      “Kardeş, kardeş, can kardeş!

Boynunda mercan kardeş!

Oğlum Turân kucakta,

Emziririm bucakta.”

 

        Ceylân – “Bacı, bacı, can bacı!

Kolunda mercan bacı!

Hünkâr geldi, ağladı,

Felâketi anladı.”

 

          Ülker – “Kardeş, kardeş, can kardeş!

Boynunda mercan kardeş!

Hünkâr’a söyle selâm,

Bizi alsın bu akşam.” 

 

Ne zaman ki bu sözleri işitti,

Hünkâr hemen balıkçıya emretti, 

Ağ atıldı, kaya gibi bir balık

Çıkarıldı, doldu bütün ortalık. 

Bu balığı dikkat ile yardılar,

Turân çıktı, bir çarşafa sardılar; 

Ondan sonra Ülker çıktı dışarı.

Ceylân artık olmuştu bir haşarı; 

Gitti baktı merak ile Turân’a,

Görür görmez birden döndü insana. 

Ablasının oğlu bozdu büyüyü,

Kalmadı hiç ceylânlığın bir tüyü. 

İki kardeş sarıldılar ihrâma;

Götürüldü her biri bir hamâma.  

Hâin Zeyneb hemen o gün koğuldu,

Kendisini göle attı, boğuldu...  

Ne ekilse o biçilir dünyâda,

Zeyneb öldü, Ülker erdi murâda!  

Ziya GÖKALP - Halka Doğru, 18 Aralık, 1913

Kaynak: (Millibilinç) - Milli Bilinç Editör: Almila Tomris
 
Etiketler: Ziya, GÖKALP, Şiirleri
Yorumlar
Diğer Haberler
Ankara
Çok Bulutlu
Güncelleme: 23.09.2017
Bugün
12° - 23°
Pazar
10° - 25°
Pazartesi
12° - 28°
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı