Yazı Detayı
08 Ocak 2017 - Pazar 22:06 Bu yazı 847 kez okundu
 
İSLAM’IN TÜRKLER ARASINDA YAYILMASININ SEBEPLERİ
Emin YARIMOĞLU
 
 

      Türkler İslamiyetle daha ilk fetihler sırasında temasa geçmelerine rağmen, ancak üç asır sonra 10. asırda kitleler halinde bu dini kabul etmişler ve kısa zaman sonra İslamiyet Türklerin milli dini haline gelmiştir. Türklerin İslamiyeti toplu olarak kabul ettikleri 10. asırdan önce Türkler ve Müslümanlar arasında çeşitli mücadeleler olmuş ve savaşlar İslamiyetin Türkler arasında yayılmasını geciktirmiştir. Özellikle Emeviler döneminden sonra Abbasi hanedanlığı döneminde İslam Devletinde meydana gelen değişikliklerle birlikte mücadeleler son bulmaya başlamış ve Türkler İslam Devletine hizmet etmeye başlamıştır.

      Abbasi hanedanlığının yönettiği İslam Devleti İranlılar, Sogdlar ve Türklerle beraber yükselmiştir. Devletin ilk yıllarından itibaren Arap ve İranlı mücadelesi son bulmamıştır. Arap ve İranlılar mücadelesinde aradan sıyrılan Türklerin Halife Me’mun döneminde başlayan nüfuz ve iktidarı uzun yıllar devam etmiştir. Türklerin İslamiyeti benimseleri İslam uygarlığının gelişmesine çok büyük katkılar sağlamıştır.

-Türkler, İslamiyetle İlk Temaslar

 

       Türklerin Hz. Muhammed dönemi ile beraber İslamiyetle tanıştığı çeşitli kaynaklarda mevcuttur. Zekeriya Kitapçı ‘’Türkler Nasıl Müslüman Oldu?’’ adlı eserinde Türkistan’dan Mekke’ye gelen tüccarların İslamiyetle tanıştığını Hz. Muhammed’in çevresinde Türk kökenli ‘’Süreyciler’’ adlı Müslüman bir ailenin olduğunu belirtmiştir.[1] Çeşitli İslam kaynaklarında geçen hadislerin bir kısmının Türklere söylendiği yazılmaktadır. Bu hadislerin bir kısmının sonradan siyasi nedenlerle (söylenmediği halde) kaynaklara girdiği de söylenebilir. İslam orduları Hz. Ömer döneminde Horosan, Maveraünnehir ve Toharistan bölgelerinde Türkler ile karşılaşmıştır. Hz. Ömer’den sonra Türkler ile İslam ordularının karşılaştığı diğer bölge Kafkaslar olmuştur. Bu bölgede Araplar Hazar Devleti ile karşı karşıya gelmiştir.

      Emeviler Döneminde 664-665 yıllarında Sind adlı bölgede İslam Orduları Türkleri mağlubiyete uğrattı. İslam hakimiyeti yavaş yavaş Horosan bölgesine sokulmaya başladı. Halife Muaviye 671 yılında Merv bölgesini bir ordugah şehri haline getirdi. Kufe ve Basra bölgesinden Merv, Herat, Belh ve Nişabur şehirlerine 50 bin kişi yerleştirdi. Türkistan’a karşı yapılacak fetihlerde hareket üssü Horosan bölgesi olacaktı. Ubeydullah b. Ziyad döneminde Maveraünnehir bölgesinde başarılı fetih hareketleri yapıldı. Ubeydullah Beykend’i ele geçirdi ve Buhara bölgesinden 2 bin Türk’ü Basra’ya götürdü.[2] 705 yılında Horosan valiliğine atanan Kuteybe b. Müslim Maveraünnehir bölgesinin fethini tamamlamıştır. Buhara bu dönemde Araplar tarafından fethedildi ve şehire Araplar yerleşti. Buhara’dan sonra Semerkant’ta yapılan bir sulh ile Kuteybe b. Müslim’e verildi. Fakat Kuteybe b. Müslim sulh kurallarına uymadı ve şehri terk etmedi. Abbasi hanedanlığı gelene kadar Türkistan’da Emevi hakimiyeti devam etse de Türklere karşı uygulanan politika ile zaman zaman bölgede İslam Devletine karşı nefret artmıştır. Emevi hanedanı Arap olmayan Müslümanları mevali olarak görüyordu. 751 yılında  Talas Savaşında Çin’e karşı Türkler İslam orduları ile ortak hareket etmiştir. Bu dönemden itibaren Abbasi ordusundaki Türklerin sayısı giderek arttı ve Türkistan’da İslamiyetin yayılmasına zemin hazırladı. Samaniler de Türkler arasında İslamiyetin yayılması için çalıştılar. Mesela Samanihükümdarı İsmail b. Ahmed 893 yılında Karlukların başkenti Talas'a bir sefer düzenlemiş ve şehir zaptedilerek fetihten sonra büyük kilise camiye çevrilmiştir.

-İslamiyetin Türkler Arasında Yayılmasının Sebepleri

 

     Türklerin İslam dinine geniş kitleler halinde girmesi 10. asırda olmuştur. Bu din değiştirme zorla olmamış Türkler kendi iradesi ile kitleler halinde İslamiyeti seçmiştir. Bu din değiştirmede İslam medeniyeti, tasavvuf, eski Türk inançlarının İslamiyetle ortak yanları, siyasi ve ekonomik unsurlar vb. nedenler etkili olmuştur.

-Siyasi Sebepler

 

      Emevi hanedanlığından sonra İslam Devletini Abbasi hanedanlığı yönetti. Türkler bu dönemde 751 yılında Arapları destekleyerek Çin’in Batı Türkistan’da giriştiği askeri harekata son vermiştir. Bu yakınlaşma sonucunda başta askeri kadrolar olmak üzere idari kadrolarda da Türkler etkin görevler almaya başladılar.  Emeviler döneminde ise devlet kadrolarında sadece Araplar görev alıyordu. Abbasilerin kontrolü ele almasında bu durum etkili olmuştur. İslam Devleti içerisindeki Arap olmayan gruplar Abbasileri desteklemiştir. Abbasi ihtilali içerisinde Horosanlı veya Mevali adı verilen unsurlar içerisinde etkin gruplardan birinin Türkler olduğu düşünülmektedir. Abbasiler döneminde sınır güvenliği için Sugur ve Avasım adı verilen bölgeler kurulmuş ve Türkler aktif rol oynamıştır. Halife Mu’tasım Türk birliklerinin desteği ile halife olmuş ve devletteki İran nüfuzu azalmıştır. İranlıların yerini artık Türkler almıştır.[3] Halife Mu’tasım Samerra adlı bir şehir kurmuş şehri Türklere emanet etmiştir. Abbasiler içerisinde Türklerin etkisinin artması Türklerin İslam’a olan ilgisini arttırmıştır. Samerra dönemi için Abbasiler içerisindeki Türklerin iktidar dönemi adı verilmektedir. Bu dönemde Türklere maaş bağlanmış ve kendi coğrafyalarından eş seçmeleri için Türk ülkelerinden bölgeye kızlar getirilmiştir.

      Abbasi döneminde devlette Türk kökenli vezirlerde görülmektedir. Bu dönemde vezir olan ilk Türk, Ubeydullah b. Yahya b. Hakan’dır. Kendisinden sonra da devlette Türk vezirler görülmüştür. Merkez teşkilatlarda Türklerin görev aldığı başka makam da hacipliktir. İlk defa Türkler Mu’tasım döneminde haciplik vazifesine getirilmiştir. Mu’tasım’dan sonraki halifelerin hemen hemen hepsi de haciplerini Türkler arasından seçmiştir. Görüldüğü gibi Emeviler döneminden sonra Türkler birçok kadroda görev almıştır. Askeri başarılarının yanında Abbasiler tarafından birçok idari makamda da görev alan Türkler kendilerini bu dönemde ikinci sınıf vatandaş olarak görmemişlerdir. Bu da Emevi dönemindeki İslam ülkesine olan kızgınlığı azaltmış ve Türklerin benimsemesini sağlamıştır. Buraya kadar olan bölümde Türkler arasında ve Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgede İslam’ın yayılmasında Arap unsurlar ele alınmıştır.

      Türkistan’da Karahanlılar hükümdarları aracılığıyla İslamiyeti kabul ederken Satuk Buğra Han’ın bu tercihinde en önemli etken devletinin topraklarını İslam toprakları tarafında ve Sogdların yaşadığı bölgede genişletmek istemesi etkili olmuştur.[4] Satuk Buğra Han ve devamındaki Türk-İslam liderleri fetih hareketlerine girerken İslam’ın siyasi gücünü de arkalarına almışlardır. Böylece Müslüman olmayan Türklere (kafir tanımı kullanılmış) karşı halkın desteğini de almışlardır. Toplumun yaşayış ve kültürü ile yeni girilen din arasındaki uyum, o dinin toplumda yayılmasını kolaylaştıran bir unsur olarak görülmektedir. Türk-İslam tarihinde Satuk Buğra Han’ın Müslüman olması çok önemli bir yer tutmaktadır. Müslüman olduktan sonra Abdülkerim Satuk Buğra Han adını alan Türk Hakanı’nın kendi isteğiyle Müslüman olması da bu bağlamda çok önemlidir. Müslüman olduktan sonra Karahanlı devletinin hükümdarı olan Abdülkerim Satuk Buğra Han İslam’ın bu coğrafyada yayılması için büyük bir çaba sarf etmiştir. Türkler İslam âlemi içerisinde güçlerini arttırırken hilafetin merkezi gücünün zamanla azalması, bu dönem içerisinde artık İslam adına savaş ve mücadele de Türklerin önplana çıkmasına sebep olmuştur. Bu dönem aynı zaman Türk-İslam kültür medeniyetinin yavaş yavaş oluşmaya başladığı dönem olmaktadır. Türk coğrafyasında çok sayıda cami, medrese, hastane gibi dini ve içtimai kuruluşlar yapılmıştır.

-Tasavvufun Etkisi

 

      Türkler arasında İslamiyet sadece Arapların Türkistan’da ilerlemesi ile değil mistik bir etki ve İran unsurlarıyla yayılmıştır. Eski Türk inançlarının tasavvufi Müslümanlığa yakın olması bunun başlıca nedenidir. Türklerde bulunan kamlık geleneği Türklerin tasavvufa geçmesinde etkili olmuştur. Rivayetlere göre Dede Korkut İslamiyeti anlamak amacıyla Arap topraklarına gitmiş ve orada Müslüman olmuştur. Eski inanç önderi olan Dede Korkut’un din değiştirmesi halkı da etkilemiş artık kamlar ata, dede, baba gibi isimlerle anılmaya başlamıştır.[5] Bu hareketin temelinde adı ilk olarak bilinen Hoca Ahmet Yesevi’dir.

     Türklerin İslamiyetten önce benimsedikleri Budizm, Mani dini, Hristiyanlık gibi dinler Türkler arasında İslam’ın bu yönde yayılmasında etkili olmuştur. Türkler arasında İslamlaşmada önemli rol oynayan müesseselerin başında ribatlar gelmektedir. Ribatlar sufilerin ve dervişlerin kaldığı yerler olmuştur. Bu kuruluşlar tekke ve zaviyelere dönüşmüş bunlar aracılığı ile birçok Türk Müslüman olmuştur.

     Karahanlıların Müslümanlığı seçmesi ile ortaya çıkan Tezkire-i Satuk Buğra Han tamamıyla tasavvufi bir motif yansıtır. 11. asırda kaleme alınan eserde Satuk Buğra Han’ın sufilerin mürşidi kabul edilen Hızır’ın delaletiyle Müslüman olduğu anlatılır.[6] Görüldüğü gibi Arapların siyasi faaliyetleri dışında İrani unsurlar aracılığı ile mistik bir yorumla İslamiyet Türkler arasında Türkistan’da yayılmıştır. Anadolu ve Balkanlarda bu kanalın etkisi Bektaşilik adı ile ortaya çıkmıştır. İran tasavvuf mekteplerinde ders gören ve dağılan sufiler bu kaynağın güçlenmesinde etkili olmuştur.

 

     

 

-Eski Türk Dini ile Olan Benzerlikler

 

      Türklerin İslamiyeti kabul etmesinde en önemli unsurlardan biri eski Türk dininin İslamiyete yakın uygulamalarının olmasıydı. Türklerin İslamiyetten önce inancı olan Tek Tanrı (Gök Tanrı) inancında kainatın tek bir hakiminin olması, insanlara hakim olması İslam inancındaki Allah’a yakın olması önemli bir etkendir.

      Hiç şüphesiz tarih boyunca Türklerin bir kısmı Yahudilik, Hıristiyanlık, Budizm ve diğer inanç sistemlerini benimsemişler ancak büyük çoğunluğu Türklerin inanç ve hayat felsefesine uygun olmadığı için bu dinlere karşı sert tepki gösterilmiş ve bu dinlerin Türkün karakterine ve ruh yapısına ters düştüğü açıkça ifade edilmiştir. Halbuki Türklerin İslam dinine geçişleri kendi ruh ve karakterlerine uygun düştüğü için bazı tarihçilerin dediği gibi "adeta farkında olmadan" tabii bir seyir içinde gerçekleşmiş ve asla bir tepki gösterilmemiştir. 12. asırda Süryani alimi Mihael Türklerin İslamiyeti kabul etmesini şöyle yorumlamıştır: ‘’Türkler daima tek bir Tanrı’ya ve göklerin ona ait olduğuna inanıyor ve Araplarında aynı Allah’a inanmaları onların dinini kabule sebep oluyordu.’’ Türkler İslamı kabul ettikten sonra da Allah için Tanrı adını kullanmışlardır. Eski Türk inanışlarında bir peygamberin olmaması Türklerin peygamberleri ve Hz. Muhammed’i benimsemelerini kolaylaştırmıştır. Türkler lehinde söylediği düşünülen hadisler de bunda etkili olmuştur.

      İslamiyette bulunan cihad anlayışı Türklerde bulunan savaşçı ruha ve cihan hakimiyeti davasına uygundu.  Türkler İslam’da bulunan cihad anlayışındaki sevap ve faziletleri eski dinlerinde buluyor ve bunu kolayca benimsiyorlardı. Türkler yatakta ölmek yerine savaş meydanında ölmeyi bir övünç sayıyorlardı bu da İslamiyette bulunan şehitlik ile örtüşüyordu. Eski dinlerinde olan ahiret hayatı, cennet ve cehennem kavramları, Tanrı’ya ve atalara kurban kesme inançları İslamiyette de bulunuyordu. Türklerde hastalık sahiplerine ve dertlilere deva olan kamlar İslam inancıyla beraber ata, baba, dede, derviş olarak ortaya çıktılar. Bunlar halk arasında İslam’ın yayılmasını sağladılar. Türklük anlayışı ile gelen savaşçı Alpler İslamiyetle beraber Alperen adını aldılar ve din adına savaşlara katıldılar. 10. asırdan itibaren bu din milli bir hal aldı.

     İbn Fadlan’ın 10. asırda Oğuz coğrafyasından geçerken aldığı notlar önemlidir. Oğuzların başlarına kötü bir şey gelirse ‘’bir Tanrı’’ dediğini bunun Allah karşılığında olduğunu belirtmiştir.[7] Notların devamındaki İslamiyeti kabul eden ve etmeyen Türk boylarındaki ahlaki özellikler dikkate alındığında sosyal hayattaki kuralların ve ahlaki yapının İslamiyetle örtüştüğü görülür.

      Tanrı, Uluğ Tanrı, uçmak, tamu, yek gibi kavramlar İslam inancıyla terk edilmemiş ve muhafaza edilmiştir. Bununla birlikte namaz, oruç gibi kavramlar Farsçadan dilimize girmiş ve İran etkisini açıkça ortaya koymaktadır.[8]

      Bugün Sünni Türklerde bu özellikler görülürken kendilerini Alevi olarak adlandıran kesimde eski Türk inanışlarının etkisi daha yoğun olarak görülmektedir. Eski Türk inanışlarının bir kısmı İslamiyette olmamasına rağmen İslam dininin gereği gibi yapılmaktadır.

 

 

-Ekonomik Sebepler

 

    Eski Türklerde sınıf ayrımının olmaması yine sınıf ayrımı olmayan İslamiyeti benimsemiyi kolaylaştırmıştır. Her iki sistemde de halkın refahı ve mutluluğu ön plandadır. Türkistan’a İran üzerinden gelen Sogdlu tüccarlar ile İslam dini Türkler arasında tanınmaya başlamıştır. Bu dönemde Müslümanların ticaret yolları Harezm, Horosan, Maveraünnehir ve Fergana’ya ulaşmaktadır. Resmi Arap kanallarından çok Türkler üzerinde bu tüccarların etkili olduğu söylenebilir.[9]

      İbn Fadlan örneğinde olduğu gibi heyetler Türk bölgelerine gitmiş hem siyasi hem ekonomik ilişkiler kurulmuştur. Müslüman olan tüccarlar kendileri ile aynı dine inanan dindaşlarıyla ticaret ve iş yapmayı istedikleri gibi aynı şeriattan çıkan ölçütlerle ticaret yapmak istemişlerdir. Bunun için Müslüman olmayan Türklere kendi inançlarını kabul etmeye teşvik etmişlerdir.[10]

      Emevi ve Abbasi döneminde İslam Devleti hakimiyeti altında yaşayan Türkler birtakım vergilerden muaf olmak istemesi de din değiştirmede etkili bir unsur olduğu düşünülebilir. Türkistan’da Arap hakimiyeti döneminde camide çeşitli törenlere katılanların iki dirhem ile ödüllendirilmesi fakir-fukara kesimin İslam dini ile tanışmasında etkili olmuştur.[11] Samanilerin Maveraünnehir'den gelen göçmenlere yakın ilgi göstermeleri ve onları bozkırlardaki yeni kurulan şehirlere yerleştirmeleri de Türkler arasında İslamiyetin yayılmasına katkı sağlamıştı. Oğuzların ellerinde bulunan Yenikent, Cend ve Huvar gibi şehirler ile Samani hakimiyetindeki Talas şehri arasında ticari münasebetler geliştirilmiş ve bu ticari faaliyetler de Türklerin İslâmiyet hakkında bilgi edinmelerine ve Müslümanları daha yakından tanımalarına zemin hazırlamıştır. İslam ülkeleriyle Türk ülkeleri arasında ticaretin en yaygın olduğu ve yoğunluk kazandığı bölge Maveraünnehirdi. Bunun yanında Harezm de ticari hayatın canlı olduğu bölgelerden biriyidi. Ticaret kafileleriyle gelen din bilginleri ve sufiler halk arasında İslamiyetin yayılmasına çalışıyorlardı. Harezmliler Hazar ordusundan ücretli askerlerin esasını teşkil etmekle beraber onlar Müslümanlarla yapılan savaşlarda görev almıyorlardı.

 

Emin YARIMOĞLU

Ocak 2017



[1] Zekeriye Kitapçı, Türkler Nasıl Müslüman Oldu, Yedikubbe Yayınları, Konya, s.78.

[2] Hakkı Dursun Yıldız, İslamiyet ve Türkler, İlgi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul,s.43-45.

[3] Hakkı Dursun Yıldız, İslamiyet ve Türkler, İlgi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul,s.119.

[4] Jean Paul Roux, Orta Asya Tarih ve Uygarlık, Kabalcı Yayıncılık, İstanbul, s.241.

[5] Mehmet Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ankara 2003, s. 50.

[6] Ahmet Yaşar Ocak, Türkler Türkiye ve İslam, İletişim Yayınevi, İstanbul, s.37.

[7] Ramazan Şeşen, İbn Fadlan Seyahatnamesi, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, s.10.

[8] Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi  Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul, s.166-167.

[9] Ahmet Yaşar Ocak, Türkler Türkiye ve İslam, İletişim Yayınevi, İstanbul, s.36-37.

[10] Peter B. Golden, Türk Halkları Tarihine Giriş, Ötüken Neşriyat, İstanbul, s.225.

[11] Zekeriye Kitapçı, Türkler Nasıl Müslüman Oldu, Yedikubbe Yayınları, Konya, s.154.

 
Etiketler: İSLAM’IN, TÜRKLER, ARASINDA, YAYILMASININ, SEBEPLERİ
Yorumlar
Ankara
Az Bulutlu
Güncelleme: 25.04.2018
Bugün
- 26°
Perşembe
10° - 27°
Cuma
11° - 28°
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı